Modern zamanlarda insan olmak


0

Modern zamanlarda insan olmak
Bir zamanlar dünyayı yöneten krallar, imparatorlar, padişahlar, zeki liderler vardı. Oysa ki şimdi dünyayı şekillendirenler sadece mevcut ürünleri daha çok satılsın ve dünyalık hisseleri daha çok yükselsin diye reklamlara milyonlar harcayan şirketlerdir. Şimdi ise eskiden kendimize ayırdığımız kısıtlı zamanımıza da göz dikmiş durumdalar. Herbirimizin evinde, elinde, yol kenarındaki direkte, parkta, bahçede, çocuğumuzun okul kantininde… Kısacası her yerde reklamsız bir hayat düşünemiyoruz. Değil mi ki; yapmış olduğumuz iyilikleri bile sosyal medya üzerinden reklam ediyoruz. Bir köpeğe verdiğimiz bir kap su ya da mama, kuşlara attığımız bir avuç yem, hatta neredeyse yardıma muhtaç el uzatmış bir insanın avucuna koyduğumuz üç beş bozuk parayı bile “bak ben ne kadar iyi bir insanım, gör beni tanrım geldiğim zaman beni hemen cennete yolla” der gibi afişe ediyoruz.
Bir toplumu oluşturan ve onu bir arada tutan yegâne şey sadece bir araya getirilmiş insanlar topluluğu değildir, o toplumun dinamiklerini oluşturan değerlere verdiği önemdir. Her bir değer kendi içinde başlı başına bir yasayı da beraberinde getirir. Örneğin; Adalet kavramı toplumun içinde yaşayan insanlara doğru öğretilmemiş veya mevcut asıl kavram unutturulmuş ise kişilerin bu kavramın içini doldurmaya çalışmaları meyhude bir çabadan başka bir şey olmayacaktır. Belli bazı kişiler ya da şirketlerce 7/24 adil olmanın nasıl birşey olduğu sırf kendi çıkarları için değiştirilmiş bir şekilde empoze edilmesini bir düşünün!
İnsanların özgür iradeye sahip olduğu defalarca zikredilmiş olmasına karşın gerçekten de öyle miyiz diye düşündüğümüz günümüzde biz insanların kaç tanesinin kendine ait şahsi özgür iradeleri var? Aslına bakarsanız bizler, seçim yapabilme özgürlüğü bile olmayan ve bunu dahi bilmeyen bir popülasyonun fertleriyiz.
Gelin isterseniz bir hikaye oluşturalım.
Herşeyin alınıp satıldığı bir çağdan, alınıp satılacak çok az şey olduğunu düşünen bencil kapital sermayedarlarının çağına …
Bir zamanlar kıtaların keşfedilip yeryüzünde daha başka keşfedilecek kara parçası kalmadığı zamanlarda bereket fışkıran toprakların ve ele geçirilen yeni toprakların altındaki madenlerin üstüne çıkarılarak işlenmesi için fazla sayıda insana, bu işlenen ürünlerin alıcılara daha çabuk ulaşması için ise daha çok işgücüne ve dolayısıyla daha da fazla insana ihtiyaç vardı. Ne yazık ki o dönemler bu insanların adı şimdiki gibi değildi. Kısaca “köle” deniliyordu, zira hepsinin bir isminin olması işleri epey çıkmaza sokardı. Bu adı bile olmayan, ona seslenilirken “Hey köle buraya gel” diye hitap edilen kişilerin alınıp satıldığı köle pazarları kurulur ve kendi işlerine yarayacak güçlü kuvvetli köleler almak için civarda dolaşan alıcılara ürünlerini satmak için yüksek sesle bağıran satıcılar başlarmış reklam yapmaya “ Pazarın en güçlü ve en yetenekli köleleri burada, en az 30 sene iş görme garantili köle almak istemez misiniz? Artık işleriniz daha çabuk bitecek ve daha çok para kazanacaksınız. Bize uğramadan sakın köle almayın.” Kendi hür iradelerine ambargo koyulan bu insanlar ise birbirlerine zincirlenmiş bir şekilde sessizce kaderlerine razı olarak beklerler, eğer biraz olsun talihleri varsa eşi ve çocuklarıyla aynı yerde çalışma şansları kazanmayı umarlarmış.
Kölelik özellikle 17. ve 18. yy’larda dönemin koloni sahibi ülkelerin başlıca geçim kaynaklarından biriydi. Bu ülkeler sömürü düzeni kurarak sadece bölgeyi ele geçirmekle kalmıyor içindeki insanı da sömürerek kendilerini daha da zengin hale getiriyorlardı. Bu haksız kullanılan kaynaklardan elde edilen ürünler ise en iyi reklamla alıcılara pazarlanmaya çalışılıyordu.
Ancak dönemin sistemi her ne kadar kölelerin çalışıp sözde sahiplerinin kazançlı çıktığı bir zaman gibi görünse de; üretilen ürün normalin çok daha fazlası olduğu için satın alacak insanlar her geçen gün azalıyordu. Bunun için sistemin yeniden düzenlenmesi ve sözde sahiplerin yeniden daha fazla kazançlı çıkması gerekiyordu.
Öyle de oldu. Kölelik yasalar gereği yasaklandı; artık evlerinize gitmekte özgürsünüz denildi. Fakat bu insanların çoğunun geriye dönecekleri ne bir evi nede bir yatakları kalmıştı. Hatta çoğu artık kendi ana dillerini bile konuşamıyordu. İşte o zaman yeni sistemin de ne olacağı yavaş yavaş belli olmaya başlamıştı. Artık sizler birer köle değil, kendi paranızı kazanabileceğiniz birer işçisiniz denilerek belli bir ücret karşılığı zamanlarını ve emeklerini harcayabilecekleri yeni işletmeler oluşturuldu. Pek tabi artık bu çalışan işçilerin barınacak yerlere, karınlarını doyuracak yemeklere, üzerlerine giyecek elbiselere ihtiyaçları olacaktı. Bunun içinde ödemeleri gereken bir bedele…
Artık “modern zamanlar” başlamak üzereydi. En iyi yemeklerin pazarlandığı lokantalar, en en iyi giysilerin, ayakkabıların satıldığı mağazalar, en en en mükemmel olanın hangisi olduğuna karar vereceğimiz “reklamlar”
“Karar vermek!” sanki bizler seçimimizi yapıyormuşuz gibi gelecek, hiçbirimizin aklın


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0

Sizin Tepkiniz Nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir