Yolcunun Günlüğü


0

Hep bir yol var. Vardı.
Orada öyle önünde uzanan, mizacı hiç durmadan değişen bir yol.
Adımladıkça değişse de sureti, onun yoluydu. Bu iyi bir şeydi, çünkü bir şeylere sahip ya da ait ‘olmalıydı’ insan hayatta.
Sahiplik, insana tuhaf bir özgüvenle birlikte ağırlığınca da sorumluluk getirirken; ait olma hissi, biraz teslimiyet, biraz sükunet ve sanki bir miktar da rahatlık vadediyor gibiydi.
Uzun bir müddet kendi yolunun hem hancısı hem yolcusu olup yürüdü-durdu. Arkasına bakmak onun günlük rutiniydi; yola nereden başladığını hatırlatan bir küçük oyundu bu.
Oyunun değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez bir tek kuralı vardı; en çok ‘kötü’ anıları ve ‘yanlış’ kararları hatırla.
Takıldığı o geçmişin akıttığı göz yaşları, önünde büyük girdaplar oluşturuyordu. Ne yazık ki o oyuna öylesine dalmıştı ki, gözlerini geçmişinden ayırıp önüne bakamadı.
Başı arkaya dönük, ileriye attığı adımları vardı.
İnanıyordu çünkü. Güveniyordu. Bu yolun kendi yolu olduğuna emindi.
Ve kimse, hiç kimse, ne kadar büyük olursa olsun, kendi bahçesinde kaybolamazdı. Buna güveniyordu en çok. O yolun kendi yolu olmama ihtimali aklından bile geçmezken.
Fark etti. Elbette ki bir gün fark etti. Kaybolduğunu, bir kaç tökezleme sonunda düşünce ve yürüdüğü yolun kendi bahçesi olmadığını da, düşünce yakaladığı önüne bakma fırsatıyla fark etti.
Düştüğü yerden kalkabilmek için başını önüne çevirdiğinde, kendisine ait olmayan izlerle karşılaştı.
Hayatın simgelerini ve işaretlerini okumak konusunda iyi değildi. Başına ne geliyorsa bundan geliyordu zaten. Çoğu kez hayata karşı kör ve sağır kaldığını bilirdi. Bundan nefret ederdi, ama bunu değiştirmeye de çabalamazdı.
Yapamayacağından değil. Aslında zaman zaman içinde büyük bir enerjinin varlığını hissederdi, sadece hayatın bu enerjiyi kullanmaya değmediğini düşünürdü.
En nihayetinde yine düştüğü o yerde yarım yamalak doğrulur, biraz zaman öldürdükten sonra yürümeye devam ederdi. Hayatın sesini dinlemeden, işaretlerine bakmadan öylece geçerdi yanından. Bu kez farklıydı, bu kez ya tesadüfen, ya şans eseri ya da herhangi bir şey sonucu görmüştü yanlış yolda olduğunu.
Büyük bir hayal kırıklığına eşlik eden parıltılı küçük bir umut sarmıştı benliğini. Farkındalık hissinin, heyecanlı tadını iliklerinde hissederken, henüz öğrenmediği bir şey daha vardı;
Bir şeye karar vermek, başlangıçtan başka bir şey değildir. P. Coelho – Simyacı
Yola çıkıp, yolun düşündüğünden daha engebeli olduğunu görenlere selam olsun.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0

Sizin Tepkiniz Nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win
admin

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir